30 Nisan 2012 Pazartesi

Neden beynimizin %100 ünü kullanamıyoruz





27-) Eğer Allâh, kullarının yaşam gıdalarını yayıp genişletseydi, arzda elbette azarlardı! Ne var ki dilediğini bir ölçü ile indirir... Muhakkak ki O, kullarında Habiyr`dir, Basıyr`dir.
42.ŞURA SÜRESİ
Yaşam gıdası İlim olarak düşünüldüğünde ki kuşkusuz insanın besine de ihtiyacı vardır ancak Kuran ın 7 mana ile manalandırıldığı hakikatini düşündüğümüzde ve gerçek yaşamın insana yaraşır bir nitelikte olması için ona bahşedilen gıdanın ilim ve kabiliyet olduğu açıktır.Neden beynimizin %100 ünü kullanamamaktayız sorusunun cevabını bu sure ile anlayabiliriz. Bizden önce yaşayıp yok olmuş kavimlerin bizden daha ileri düzeyde beyinsel gelişimleri olduğunu görebiliriz sadece Mısır Piramitleri değil benzersiz açıklanamayan sayısız soru işaretlerimiz var. Ancak bize ulaştırılan kısıtlı bilgi mevcuttur ve bizler de şu anki evrimimizle bu soruların cevabını bulamamaktayız. Bilim adamlarının da ispat ettiği üzere beynimizin küçük bir alanını kullanabiliyoruz ve ortalama bir insan eğitimli insana nazaran hemen hiç kullanamamaktadır. Şurası bir gerçek ki BEYİN ESMAÜL HUSNA nın idrakı ile donatılmış bir yapıdır, insanın bu muazzam kudreti kendinde açığa çıkarabilmesi yani halife sıfatında bir kaabiliyete girmesinin önünde toplumsal yapıdan kaynaklanan engeller mevcuttur. Yaşamın şekil verdiği insan diğerini taklit üzere sıradan bir görünümde olmayı kendine daha uygun görmektedir. Kendinde bir bu Esma niteliklerinden küçücük bir birim açığa çıktığında onu derhal kendi çıkarlarına uygun olarak kullanmakta sakınca görmemektedir. Buna en güzel örnek enerjilerin yanlış kullanımını gösterebiliriz. Mesela kişi kendinde bir enerji keşfeder bunu kendine mal eder ve onunla diğer insanları kendi etkisinde tutmak için her yolu dener genelde erkeklerin bilinçsiz bir bayana yaklaşımında bu hoyratça kullanılan bir yöntemdir. Kendini diğerinin üstünde egemenlik kurmak adına sayısız acı çektirme modelleriyle hükmünü sürer. Ilişkilerde yaşanan o çarpıklık hep bu modelin versiyonlarından başka bir şey değildir. Yani putlaştırılmış benlik için acı çeken bilinçsizlik. Kadınların erkek egemenliğine terk edilmesinde işte bu bilinçsizlik ve zalimlik yatmaktadır. Her ne olursa olsun yaşamda tek ve geçerli olan şey bilinçtir. Kişi hakikati özü anlayamadığı sürece birilerinin egemenliğinde yaşamaya mecburdur çünkü ancak bilgi ve ilim kişiyi özgür kılar ve idrakı genişleterek acı çekmeyi önler. Kişilerin mevki, kariyeri ne olursa olsun gerçek ve hakiki ilmi bilmedikleri sürece kendi yaşamlarında mutluluğu yakalamaları mümkün değildir. Gerçek mutluluk özgürleşmeden kazanılabilecek birşey değildir ve özgürlüğün tek anahtarı hakikatin idrakıdır. Kendisiyle yüzleşebilen kişi cennetini bu dünyada yaratır ve işte bu dünyada cennetini yaratabilen kişidir ki daha üst mertebedeki cennete ulaşsın yani ahir yaşamı idrak neticesinde gerçek bilince ulaşsın. Yoksa siz farketmiyor musunuz ki nice insanlar namazında niyazında ancak her tür yanlış ve haksızlık yine onlar tarafından yapılmaktadır, nice insan vardır din hakkında düşünmezler bile ancak en güzel insaniyeti çizen onlardır. Eğer bu çarpıklığa gerçekten tanık olanlardansanız algılayabileceğiniz ilk hakikat şudur ki insan denen beşer her an Esma kudretiyle Aklı alınan ve yanlışı kolaylıkla yapabilen ya da doğruyu kolaylıkla yapabilen bir fıtratı kendinde açığa çıkaran tanıklığı bize sunmaktadır. Işte kişi yanlış yaptığını kendi yaptığı zannına sahip olduğu benlik neticesinde sahip çıkan ve bundan çekinip ders almayı aklına getiremeyen körlükle yaşam sahnesinde öyle noktalara getirilir ki hala akıl sahibi olan insanlar büyük bir şaşkınlıkla olayları idrak etmekte zorlanırlar. Kuşkusuz bu çarpıklığa ev sahipliği yapan kişiler fitne ve riyakarlık içinde hak tanımayan bir fıtratta, güçleri oranında insanlara hükmetme cazibesinden kendilerini alıp ne yapıyorum ben diye düşünemeyenlerdir. Kişinin şu dünyada ilk utanması gereken kişi kendisidir. Kendinde açığa çıkandan utanmak demek kendine ve nefsine samimi bir üsluba sahip çıkmak demektir işte tek yol kendinden Allah a uzanan bu yoldur. Bu gerçekçilik kişiyi ne kadar yanlış ne kadar doğru yolda yürütürse yürütsün daima kendinden uzanan o samimiyetle Allah ı kendi içinde ve dışında idrak etmeye başlar bu idrak sebebiyledir ki benlik zannında değil kendini ve yaşamı keşfetme büyüsüne kapılır işte sadece o zaman insan kendinde açığa çıkan kudret ne kadar büyük olursa olsun onu diğerlerine üstünlük kurma amacıyla kullabilecek cesareti kendinde bulamaz. Kuşkusuz iyi olanı da yapsak kötü olanı da yapsak bizi biz yapanın Kudretinde bir ifade aracı bir Halife olduğunun idraki kişiyi alçakgönüllü ve diğerlerine karşı da merhametli yapacaktır. Yaşam insanlara kendine ait olan bu yüce İlmi vermiyor ayette de bahsettiği gibi çünkü İnsan denen varlık hemen eline geçen her niteliği kendi çıkarları için hoyratça kullabilen bir benliğin dışında başkaca bir dünyayı algılayamıyor. Kuşkusuz nice insan bu bilgiyi ona öğretebilecek yol göstericisi olmadığından ya da çarpıklaşan bir düzenden acılarından öğrenemeden yolun yarısında pes ettiğinden bir yerlerde vazgeçiyor ancak ve ancak sonuna kadar mücadele eden, ne olursa olsun tüm Kainatın Allah ın Kudretinde olduğuna iman etmiş olan bir şahıs ve Allah ı iyi ve üstün sıfatlarla algılayan bir şahıs, onun kendine sunduğu yaşam deneyimlerinde yine gidip Allah a sığınan bir şahıs bu gerçekliği idrak edebilir. Kişilerin maddi düzendeki mevkileri ya da çok kaynaktan kitap okumaları özü tanımada ve anlayışına varmada bir kriter değildir, kişinin kendini izleyerek ve diğerlerini izleyerek ve kalbinin sesini dinleyerek kat edebileceği bir yoldur bu. Insanlık denen sistemin bu gerçekliğe zerre kadar hizmet etmediğini bize bir çok ''izm'' net olarak göstermektedir. Neden bu kadar çok ideolojik akım vardır. Daima tezler ve antitezler vardır ancak sadece araştırın bir çoğu insan zekasının çok alt seviyelerinde olan akımlardır hiç biri kalıcı değildir ancak bir çok insanı peşinden sürüklemiş savaşlara sebep olmuş ideolojiler silsilesiyle karşılaşıyoruz. Insanın özgürleşme yolunda geçirdiği sayısız evrelerden birine de yaşadığımız çağda tank oluyoruz. Düşünceler ayrımları doğuracaktır buna hiç şüphe yoktur, özü kavramadığı sürece beşeriyet aklını kullanamayacak ve adalet gibi bir kavram olmayacaktır. Kullanılana akıl diyorlarsa o kadar hatalı düşünceleri ve akımları nasıl yaratıyorlar zira Allah ın Esmasıyla bizde açığa çıkarttığı Akıl hatadan arıdır ve mükemmeldir. Bu yüzden Tanrılara tapanlar daima hatalı ve kusurlu işler açığa çıkaracak ancak Allah ı idrak edenler de daima Dünya var olduğu sürece anlaşılır ve kalıcılığını koruyacak bilgi ve ilimler açığa çıkaracaktır. Tanrı gökte algılanan Allah her zerrede olandır eğer her zerrede olana iman etmiş bir ülkede yaşıyorsak neden bu kadar şeyh ve şıh ve Atatürk düşmanı var? Atatürk Allah ın yarattığı değil midir? Ancak ve ancak kendi beyni ile planlarını uygulayan art niyetliler ki onlar asla bu bütünlüğün içinde idrak sahibi olamayanlar olarak tarihe geçecektir. Nihayetinde bir insana düşmanlık sizin o şeyi idrak edemediğinizin en açık delilidir ve ihtiyacınız olanın o şeyi idrak etmek olduğunun bu yüzden o şeye karşı gelerek onu yok etmeye varacak kadar kuvvetli bir gayret içine girmeniz işte bu da muhtaçlık derecesinde bir gerçekliği akıl sahibi olana çok net gösterir. Işte insan Allah ı idrak edemediğinden benlik sahibi olur benlik sahibi olduğundan yaşamdaki diğer insanları da benlik olarak algılayıp nefretini solur ancak hakikat o dur ki şeytan insana secdeye durmasa da İnsan üstün meziyetleri kendi fıtratına veren Allah a dayanırsa iblis hatasının anlayışına varır işte bu zorlu görevi de Allah insana bahşettiği o kudreti kendinde anlayıp kendi savaşını kendi vermesini salık vermiş ve dinleri nice zorbalık düzenlerinde bize iletmeyi başarmıştır ancak İnsan hiç bir daim yaşamdan ona sunulana gerçek sorumluluk duymadan gücünü kullanmayı sevmiştir ve sevecektir işte bu sebepledir ki bir Kıyamet bize iletilmiştir çünkü Rab bu günlerin geleceğinin şüphesiz en net idrakında olandır. O gün akıllarını Rahman olanın ilmiyle dolduranlara ne mutlu, nefislerini kötü olandan arındırıp iyi yönde eğitenlere ne mutlu, yaşamın geçici heveslerine kapılıp kendinde zerre kadar ilim olmayan ezbercilere ne yazık ki onlar Allah a başka insanların anlattıklarıyla iman eden başka yol göstericileri ilah edinenler topluluğudur. Işte Atatürk ün din anlayışında din düşmanlığı değil gerçek İlmin yolunu açan bu güzel insani duruş vardır. Hakiki İlim ve bilginin kaynağı olan İnsandır ve onu insanın kendi içinden kendi bilincine sunan ise Allah la kurduğu samimi bağdır, kaynaklara başvurulduğunda ise kişi kendinde açığa çıkanı ispat içine girer ve doğruluğunu kendine kanıtlar. Çünkü eğer insan özüyle iman ederse Kuran onda kendiliğinden açığa çıkar ancak şeylere şıhlara gidip aklından feragat ederse ezberiyle nefsine zulmederek yaşar ki Kuran nefse zulmetmeyi yasaklamıştır. Demek ki kişi hata yapar kusursuz değildir ancak hatasından utanır ve neden yaptığını anlamaya çalışır kendini benlik zannına fırlatmaz tam tersi Allah ın kudretine hatalarından sığınır ve sonra bakar ki aklının kontrolü onda değildir o değişkendir bu teslimiyet kişiye öğretmeye başlar kişi kendinden ve karşısına çıkan durumlardan öğrenmeye ve Teslimiyette Allah ile olan o samimiyetinde İman sahibi olur işte o zaman Allah gayb aleminden yaşadığı dünyanın her zerresine hakim bir kudret olarak o kişinin gerçekliğini dokur ve ona sarsılmaz bir İman verir işte ancak o zaman Atatürk gibi bir adam çıkar ve tüm Dünyaya karşı durur gücünü parasından değil İmanından ve bilgisinden alır. Diğer durumda kişi başkalarının sözlerine iman eder ve korkuyla ve dehşetle birilerinin itaatine girer, kendi nefsini asla tanıyamadığından yaşamında daima diğer insanları inciten onları kullanan onlara gücü oranında hükmeden bir benlik duygusuyla hayat sıkalasında yer edinir, hak hukuk tanımaz gücünü sınırsız kullanır. Kuşkusuz bu profilde özgürlüğüne kavuşmuş ve başkalarına da özgürlük veren ve saygı uyandırıp saygı duyan bir portre diğer tarafta ise birilerinin itaatine girmiş gerçek bilgiden yoksun özgürlüğünü tanımadan terketmiş bu yüzden diğerlerinin de özgür dünyalarına saygı duymayan acı çeken bir portre görmekteyiz. Nihayetinde kendi kudretini sınırsız Allah ın halifeliği mertebesine taşıyamayan bireyin mutlu olup mutlu edemeyeceğini o kişi kim olursa olsun acı çekip acı çektireceğini söylemek için alim olmak gerekmediğini düşünüyorum.
Sevgi Tama

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder