29 Nisan 2012 Pazar

Beyinden geçen düşünceler bize mi ait?




Beyinden geçen düşünceler bize mi ait?
İnsan benlik zannından akıp geçen düşünceleri sahiplenir ve onları kendi parçasına dönüştürür, zamanla aklından geçenleri iyi mi kötü mü olduğuna bile dikkat etmeksizin o düşüncelerin sahibi gibi bir misyona bürünür ve düşüncelerin şekil verdiği bir benlik yaratır. Kişinin Kuran da bahsedilen ve kati suretle uzak durmasını emir ettiği benlik zannı bir çok şekilde oluşur düşünce sadece bunlardan biridir. Kişi bir iş yaşamında öğretmen olur ve kişiliğine öğretmen benliği ekler, kişi anne olur ve annelik benliğini ekler, kişi her ne öğrenirse ve iyi yaptığına inanırsa onun benliğini kendine mal ederek o kalıplarda yaşamaya başlar ve işte bu yaşamdaki Teklikten kendini ayırdığı ve ikilik yarattığı an olur. Yaşamını bu ikilik üzerine şekillendiren bireyin Tekliğin İlimini farketmesine imkan yoktur, bölünmüşlük kişiyi farklı ızdıraplarla şekillendirir asla mutluluk yakalanmaz ve gerçeklikten farklı bir düzleme dönüşür yaşam. Doğru olan odur ki insan denen varlık yaşamda diğer olan tüm yaratılmışlar gibi durağan değil akan ve sürekli değişip dönüşendir benlik bu akıcılığa şekil veren ve onun döngüsünü durduran bir puttur. Iblis bu benlik zannı sebebiyledir ki İnsana Allah ın verdiğini anlayamadı ve ona secde durmadı, kendisinin ateş varlık olduğunu ve ölümlü olanın fıtratından daha üstün olduğunu söyledi, işte İnsan da Allah karşısında kendine benlik edindiğinde aynı İblisin durumuna düşmektedir. O kendine has kıldığını kendi sanma zannı neticesiyle Allah ı idrak edememekte ve bilinmeyene ona söylenenleri uygulayıp yakın olabileceğini düşünmekte, ve hatta daha da ileri gidip Allah akıl ile algılanamaz diyerek sadece göze görüneni idrak edemeyen bir körlüğe eriştiğini itiraf etmektedir. Iblis kuşkusuz eğer itaat etseydi İnsana bahşedilen kudreti görebilecekti nihayetinde Allah a yönelen bir insanı iblisin yolundan engellemesi mümkün değildir. Yaşam her an bize bilgi, ilim ve ihtiyacımız olan deneyimleri taşıyan muazzam bir sirkülasyondur. Kişilerin bunu anlayabilmesi karşısına çıkan durumlardan öğrenebilmesi için bazı niteliklere sahip olması gerekmektedir işte bu niteliklerden ilki boşluk yani hiçliktir. Benlik sahibi olmayan yaşama teslim olmuş bireyler olduğumuzda ancak o zaman daima daha ileri taşır yaşamda karşımıza çıkan durumlar ve deneyimler. Kişi bir yerde bir put inşa ettiğinde artık o puta iyi bir şekil verme gayesiyle yaşamda karşısına çıkan durumlara set çekmeye başlar bu da kendini öfke, stres, yargılama, küfür, baskı kurma, kontrol etme, zulüm etme, işkence etme, kıskanma, en nihayetinde öldürmeye varan kişilerin sahip oldukları güç ve otorite kudretinde savaştıkları ve ezdikleri bir atmosfer yaratmaktadır. Bunu bir bireyden bir devlet yapısına kadar irdeleyebilirsiniz, ancak temelinde yaratılan benliğin korunması için verilen mücadeleden başka bir şey olmadığını göreceksiniz, yani putları için savaşanların dünyasında yaşıyoruz hemen herkesin kendi benliği yani putu mevcuttur. Türk ler bu kalıbı kıran bir topluluk olmuştur diğer milletlerden farklı olarak saf ve temiz mizaçlarına bir de Allah a olan inançlarının daimliği eklenince Hakka inanan bir misyonda rahat bir üslup çizmektedirler. Kendi iyi niyetinin savunucusu olmayan bir milletin ne kadar inanç ve iman sahibi olursa olsun Hakkı gerçekten anladığını söyleyemeyiz, bu zamanla enayilik boyutuna ulaştırılır daha akıllı milletler tarafından ve yenilir ve hatta yok edilirsiniz ki yaşam perdesinde daima daha akıllı olan kazanacaktır tabi ki Akıl Allah tandır ancak şeytani Akıl daima kaybetmeye mahkumdur eğer Rahman olan Aklını başına çekerse bunu Çanakkale destanıyla bize gösteren Atalarımızın bizden istediği bir Çanakkale destanı daha vermek değildi bize söylenen sözler cehaletin İlimle yok edileceği yönündeydi. Işte Türk denen milletin iliklerine işletilmiş o saflık, temiz niyetlilik Allah ın en büyük lütfudur ki eğer ki kişi bu kendine verilenin değerini hakkıyla vermeyi yani onu ilimle donatmayı kendine borç bilmezse kuşkusuz bu cehaletinin bedelinin de en ağır ödeyecisi yine kendisi olacaktır. Eğer bir insan yaşadığı hayatı, dinleri, insanları büyüklerinden öğrendiğine göre yaşıyor, asla kendi içinden ulaştığı doğruları bulamadan başka tarikatların sözlerine iman edip buna din anlayışı, devlet anlayışı gibi münafıklıklara ev sahipliği yapıyorsa bilmelisiniz ki Aklını başına çeken bir Türk ün karşısında bu tür insan ziyanlarının hiç şansı yoktur eğer gerçekten İman etmişlerdenseniz Kuran bu kişilere karşı kendine sahip çıkanların yanındadır. Din gericilik değildir tam tersi kişiyi cehaletinden özgürleştirmeyi, kendi nefsini tanımayı kişiye anlatmayı hedeflemiş ve Allah ın Halifesi olarak yarattığı insanın kendini bilmesi amacıyla İnsana öğreti sunan bir İlimdir. Halife olan kişi benlik zannına sahip olmayan ve olamayacak bir bir özü kendi fıtratında açığa çıkarabilen kişidir işte bu kişidir ki hiçliği ile daima yaşamda akar ve daima yeni ilimlerle daima mutlu bir ruh haliyle yaşar. Yaşamda üstlendiğimiz roller ne olursa olsun benlik yapmadan daima daha üst bir bilinçten izleyerek yaşamla akabilmek işte ancak o zaman Tekliğin ifadesi olan bir bilinç halinde yaşanır işte ancak o zaman kişi gerçekten bilme mertebesinde yaşar. Eğer bu ifadeye ev sahipliği yaptığımızı idrak edersek işte ancak o zaman kendi nefsimizi de bilmeye başlarız çünkü her insan birbirinden farklı nefse sahiptir. Kendi nefsini öğrenen birey gerçek mutluluğa erişir ve yaşamın hiç bir engeli hiç bir zorluğu onu bu mutluluktan koparıp alamaz, kişinin özgürlüğe erişmesinin ilk ve tek koşulu kendi nefsini bilmesidir. Kendi nefsini bilmek isteyen kişinin de idrak etmesi gereken tek şey hiç olduğu görüp görebileceği herşeyin Allah ı ifade eden bir sistem olduğu, her an ve her olan şeyde asla bir tesadüf olmadığı ve yaşamın her an döndüğünü ve insanı daima daha mükemmele taşımayı gayret eden bir yapıyla hareket ettiğini, her olanın içinde kişiyi daha üstün meziyetlerle donatacak bir mesajın yer aldığı. Kişi Tekliği ve onun aracılığı ile kendine bakmayı bildiğinde ancak o zaman önyargısız bir gözlemci olur hem kendine karşı hem de çevresine karşı. Işte bu bilinç idrak edildiğinde yaşam engin bir ilim okyanusuna dönüşen, merak ve ilgi uyandıran, her an öğreten bir bilinçle algılanmaya başlar ki işte o bilincin sahip olması demek her ne yapıyorsan doğru olanı yapıyorsun demek. O zaman bir kişinin diğer bir kişiye çirkin bir bakış fırlatması nefsani bir ruhaniyetten kaynaklanmayacaktır ya da önyargıdan o zaman yaşam keşfedilmeye çalışılan bir bilmece olacak o zaman Allah ın o mükemmel yaratanın sadece şekil olarak yarattıklarına değil, her an manalarıyla da bizi kuşatan derin ilmine bakmayı öğreniriz. Kendi içinde zerre kadar ilmi olmayan başkalarının sözlerine iman edenlere gelince onların akıbetlerinin çok kötü olacağını tüm kitaplar doğrulamaktadır.
Sevgi Tama

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder