29 Nisan 2012 Pazar

Nefsini bilmek için başlangıç



İnsanın nefsini bilmesi ile başlayan bir serüven özgürlük. Kişinin bu bilme aşamasına gelmeden yaşama dair anlayış oluşturması ve barışçıl bir ruhaniyet içinde her insanın fıtratını anlayıp saygı ile kuşatması ve karşısındaki kişinin sevgisine nail olması mümkün değildir. İnsanın kendi nefsini bilmesinin önünde çok büyük engeller var yaşadığımız zaman diliminde, bunun en öz sebebinin sevginin yanlış temeller üzerine kurulmuş olduğunu söyleyebiliriz. Sevgi denen öz çağımız anlayışında daha ileri ve nitelikli bir seviyede olmalıydı ancak yaşamın çarpıklığı ters etki yaratarak temelleri sarsmış ve enkaz görünümlü insanlarla çevrili toplumsal yapılar oluşturmuştur. Kişinin bu hastalıklı yapıdan kurtulup kendi nefsini tanıması ve kendi dünyasını çevreleyen gerçeklikte yaşaması mucize kelimesiyle tabir edilebilir. Bu gerçekliği aşmanın ve kendi benliğini sahiplenmenin engelleri sayılamayacak kadar çoktur ancak genel bir tanımlama yapılacak olursa; kişi önce ailesini anlamalı ve aşmalıdır, büyük ailesini anlamalı ve aşmalıdır, toplumu anlamalı ve aşmalıdır, dinleri anlamalı ve aşmalıdır, dünyayı anlamalı ve aşmalıdır ki tüm bunların anlayışına varabilmek içindeki barışı ve sevgiyi korumakla mümkün olmaktadır. Yaşadığımız çağdaki bu karışık ve bölünmüş anlayış sevginin çeşitliliği hakkında çok net bilgi kaynağıdır. Hemen her insan bir fikrin ve ya ideolojinin savunucusu durumundadır. Devletler ise hükmetmenin cazibesinde dinleri yönlendirici konumdadır. Çarpıklığın bu global pazardan hane içine girmemesi imkansızdır. İnsanların sokaktaki insana güveni kalmadığı bir zaman diliminde korumacı anlayış özgürlüğe en büyük darbedir hemen hiç kimse kalpleriyle inandıkları şeylerin takipçisi olamamaktadır. Dünyaya gelen her çocuk yaşam amacını kendi içinde hissedemeden baş edemediği kişilerin esaretinde kendini mutlu etmeyen yaşama mahkum edilmekte ve ortaya daha ızdıraplı nesiller gelmektedir. Çağımız bilim ve teknoloji alanında mucizevi bir gelişimle sınırları zorlamakta ancak insan denen beşer bu gelişimde değerleri kaybolmuş bambaşka bir kimliğe bürünmektedir. Akıl sahibi olan insanlar çağa yön verirken bir taraftan acı çeken bir misyondan da mutsuz bir yaşama sahip olmaktadırlar. Yaşam kesinlikle tam ve olması gerektiği gibi bir gerçeklikte insanların hüküm sürdüğü bir anlayış değil tam tersi yozlaşmış, her tür bağların koparıldığı, düşmanca bir anlayışa bürünmüş acıklı hikayeler toplamına dönüşmüştür. Akıl sahibi insan galaksilerde yolculuk yapan insan kendi içinde bu acı tabloyu nasıl oluşturur acaba? Aşk kainatın her zerresine nüfuz eden bir duygu ve kişi bu duyguya sahip çıktığı oranda Akıl sahibi olabilmekte yaratıcı olabilmektedir bu duygunun tüm insanlara yönelmemesi ne acı bir tablodur ya da yönelen ve yaşama güzel bir portre çizen bir anlayışa ulaşanlara zulmetmek ne büyük cehalet göstergesidir. Mevlana bu isimlerden birisidir kaç insanın dikkate aldığı bir isim olmuştur? Akıl sadece yeni bir makine icad edilirken kullanılmaz akıl sadece ve sadece aşka ve tutkuya yöneldiğinde kendini gösterir bu Yaradana olan aşk ya da insana olan aşk gibi saçma kalıplarla nitelendiğinde anlayışına varılamaz çünkü gördüğün herşey O dur ve eğer sen bunu bilmiyorsan Dini hiç anlamamışsın demektir ve bu yüzden Dini hiç aşamıyor sadece çarpıtıyorsun. Aşık bir kalp ve tutkulu bir kalp kendine dönüktür ve gördüğü herşeyi bu kendine dönük gözden görür yani Dinin Allah diye nitelendirdiği Teklik ancak aşık olduğunda senden dışarı yansır ve sana dışarıdaki yaşamın gerçekliğini algılamanda anlayış oluşturur. Gerçek aşk insanın kendi fıtratında var olana sahip çıkması oranında yani kendi nefsine dürüst bir anlayışla kendini bilmesine yaptığı bir yolculuktur eğer bu yolculukta bir insanla aşk da açığa çıkıyorsa bu o kişinin şansıdır. Mevlana ile Şems bu aşkı derin boyutta yaşamışlar ancak sadece çevrelerinden dışlanmayı ve hatta yok etmeye doğru bir mükafatı hak etmişlerdi. Şemsin öldürülmesi ile Mevlananın ızdırabı işte insanın en sevdiği duygu acı çeken kendine muhtaç mahlukatlar ama artık Mevlananın anlayışı o kadar büyük ki ne acısına yanabilir ne de senin cehaletinden dolayı seni eskisi gibi sevebilir o en derinde yaşadığı o gizemi o yanlızlığa karşı kazandığı zaferi yok edeni. Daha büyük anlayışlara ereceği şüphesiz nihayetinde o Tekliği bilendir işte eserini bu kadar derin temellere oturtmuştu ama çağın hızlı tüketim anlayışında aşk sadece nefsin bir an kabarması ve geçip gitmesi çünkü İnsan denen varlık kendi özündekini hiç aramadı ve aşkla bakmadı yaşama belki birilerinin nefretinin takipçisi oldu, birilerinin ideolojisinin, birilerinin intikamının, birilerinin mirasçısı oldu İnsan kendi içinde olabilecek o büyük tutkulardan korktu binlerce yasağın korkusuyla inledi, itaatte kusur etmedi evet İnsan kendi dışında herkese İTAAT etti. İşte o sebepledir ki hiç AŞIK olmadı ve hiç akıl sahibi olmadı yaşama dair insanlara dair ( İstisnalar kaideyi bozmaz yaşadığımız çağa entegre edilmiş yazıdır ).
Sevgi Tama

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder