23 Şubat 2013 Cumartesi

Sır Kapısı Yazı dizisi 1.


NOKTANIN SONSUZLUĞU.1.


Alem ancak ilimle anlasılabilir. Ilim arttıkça da âlemler degisir ve çogalır. Iste biz bu ayrı ayrı
âlemleri süratle bir noktada toplayabildigimizde insan oluruz."
"Âhiret âlemi diye bahsedilen insanın düsünceleridir ve kisi bu âlemde hangi
düsüncelerle yasıyorsa gittigi âlemde de o düsüncelerle yasayacaktır."
"Kâinat bir noktadan ibaret iken kalem bu noktayı uzatıp harfleri, o harflerden kelimeleri
yazmıstır. Her kelimeye birer isim, her isme de ayrı bir huy verildigi için dagdagalar çogalmıstır.
Eger insan cümleyi bir noktada toplayabilirse geriye ne kâinat, ne de onun
dagdagaları kalır."
Herseyin bir baslangıcı, bir de sonu vardır. Eger bu baslangıç ve son aynı noktada
birlesiyorsa o birlesme noktası esas, gerisi teferruattır. Kâinat da bu kuralın dısında
degildir. Onun da bir baslangıcı vardır. Iste “Nokta-yı Kübra” diye kabul edilen o baslangıç
noktasına “Allah” denir.
Allah’ın varlıgının en kesin delili, kâinatın mevcudiyetidir. Nasıl bir resim ressam olmadan
meydana gelemezse, kâinat da bir Yaratan olmasaydı meydana gelemezdi. Burada
ressam asıl, resim feridir (gölge, yansıma).
Allah, zatı itibariyle; kendinden baska bir sey olmayan, kendisinde dolduracak bosluk
bulunmayan, her ne düsünürse kendinde mevcut ve müstehlik olan, kendinden kendine:
“O gün mülkün sahibi kimdir” <40-16> diye soruldugunda, kendinden baskası
bulunmadıgından yine kendi: “ Hersey Allah’ın hükmü altında kahrolmustur “ <40-16>
nidasıyla varlıgını kendinde toplayan mertebedir. Bu mertebede Allah’ı Allah’tan baska
bilen yoktur
Allah zatî olarak hüsn-ü mutlak, hayr-ı mahz ve bahr-ı amâ diye anılır. Ancak bu yönüyle
düsünülemez. Düsünülse bile tam olarak kavranılamaz. Bunları düsünüp anlamaya
çalısmak koskoca bir kazanı küçücük bir tencere kapagıyla örtmeye ugrasmaya benzer ki,
sonucu bastan bellidir. Bu konuda çok fazla ısrar edildigi takdirde aklî melekeler zarar
görebilecegi için “Allah’ın halkettiklerini tefekkür edin, Allah’ı tefekkür etmeyin”
denmektedir.
Elle tutulup, gözle görülemeyen bir sey, ancak örnekle anlatılabilir. Mesela; elektrigi ele
alalım. Elektrik elle tutulmaz, gözle görülmez, fotografı çekilmez, ama varlıgı da inkâr
edilemez. Anlasılması için eserlerini görmek gerekir. Eserleriyse ampulün yanması,
buzdolabının buz yapması, vantilatörün rüzgâr vermesi, sobanın ısıtması, fırının içine
konanları pisirmesi, radyo ve televizyonun çalısması ve bunlar gibi daha bir çok seyin
gerçeklesmesi, yani elektrigin bu esmalar altında fonksiyonlarını göstermesidir. Ceryan
kesiliverdigi anda bu fonksiyonların kaybolması elektrigin varlıgının delilidir.
Allah da böyledir ve en büyük enerji kaynagıdır. Hersey enerjisini O’ndan alır. O, enerjisini
çekiverdigi anda da hersey biter. Onun için “ Aliyyülazîm olan Allah’tan baska kuvvet ve
kudret sahibi yoktur “ <18-39> denmektedir. Burada bizi yanıltan husus; esyayı görüp,
ona varlık veriyor olmamızdır.
Allah’ın eserlerinin basında kâinat ve onun özeti olan insan gelir. Hiç bir sey yoktan var
olamayacagına göre, bunların varlıgı, ancak var olan bir yaratıcı olmasıyla mümkündür.
Allah, en muhtesem eserinin insan oldugunu, Kur’an’da insan için: “Âdem ogullarına
mükerremiyet verdik” < 17-70 >,
“Insanı güzel surette yarattık” <95-4> , “ Her seyi ona musahhar kıldık ” <45-13>
demek suretiyle belirtmekte ve insanı yüceltmektedir. Ama maalesef, aslanlar bile insan
elinde ehlilesirken, insanın kendini kolay kolay yola getiremedigini görmek üzücü
olmaktadır.
“Kendinden baska bir sey olmayan ve kendisinde dolduracak bosluk bulunmayan”
dedikten sonra kâinattan ve insandan bahsedilince, akla “Bunlar nereden çıktı ve
nerededir” soruları takılacaktır. Bu sorulara özet olarak “Kendindendir ve kendindedir”
diye cevap verilebilir.
Bu cevap, çok muglak ve anlasılmaz gibi görünebilir. Anlasılabilmesi için mertebelerin
bilinmesine gerek vardır. Ilerleyen sayfalarda mertebeler anlatıldıgında, muglak gibi
görünen konu kolayca anlasılır hale gelecektir.
Allah, her olayda Kendi’ni kullarına bildirmektedir. Bazılarımız kaza geçirip ölümden
dönmüs, pek çogumuz hastalanıp yeniden iyilesmistir. O kisileri kurtarıp, onlara sifa veren
kimdir?
Kim olacak, Yunus Emre’nin: “Bir ben vardır bende, benden içeri” diyerek ifade ettigi, heryerde hâzır ve nâzır olan Varlık!..
Eger o Varlık olmasaydı ne kâinat olabilirdi, ne de onun özeti olan insan... Onun için
kâinat ve insan, Allah’ın, varlıgını en güzel ispatlayan eserleridir.
“Allah olmasaydı insan bulunmazdı
Insan olmasaydı Allah bilinmezdi ”
sözü bu gerçegin ifadesidir.
Allah’ın kâinatı ve insanı yaratmasının nedeni, bilinmek istemesidir. Kâinat, bir sıfattan,
yani bir elbiseden ibaret oldugu için, Allah’ı bilemez. Onda dagınık olarak bulunan akıl,
zâtî olarak lâtif olan insanda toplanmıs ve insan bu akılla hem kâinatı, hem kendini, hem
de Allah’ı bilmistir. Kur´an’daki “ Biz âyetlerimizi enfüste ve âfakta gösteririz ki, onların
Hakk oldugunu açıkça görüp anlayabilesiniz ” <41-53> âyeti buna isarettir.
Ileride insanın gelisimiyle ilgili bahislerde teferruatiyle incelenecek olmasına ragmen,
burada, tenzih kapısına yönelmeden Allah’ı bulmanın mümkün olmadıgını belirtmekte
fayda vardır. Insanı bu kapıya yöneltense “ Lâ ” dır.
Allah, sadece kâinatı yaratmakla kalmamıstır. Onu yöneten, perde arkasından idare eden
de O’dur. Bu olay Karagöz oynatmaya benzer. Biz perde arkasındaki oynatıcıyı
göremeyiz, sadece perdedeki gölgeyi görür ve o gölgenin hareketlerini takip ederiz.
Halbuki esas is, o gölgeyi oynatanda ve o gölgenin agzından söz söyleyendedir. Allah’ın
durumu da böyledir. Böyle oldugunu bizlere bizzat yasatarak ögretmektedir.
Ilkokula yeni basladıgım yıllar Osmanlı Devleti’nin son devreleriydi. Hemen hemen hiç bir sey bulunmadıgı için, aileler çocuklarını okula gönderirken ayaklarına ayakkabı bile
alamazlardı. Zaten o devirlerde okullara, simdiki gibi belirli bir kıyafetle gidilmez, her
çocuk Allah ne verdiyse, degisik renklerde elbise, salvar, püsküllü veya püskülsüz fes,
ayakkabı, takunya, “Tulumbacı” adı verilen tabanlı veya tabansız çevirme pabuç,
yagmurlu havalarda da “Duvak” denen ve basa geçirilen çuvallarla giderdi. Okulumuza
yeni bir ögrenci gelmisti. Sırtında setre pantolu; ayagında bagcıklı, güzel bir ayakkabısı;
elinde mavi beyaz üç katlı bir sefertası ve çantası ile muhtemelen üst seviyede bir memur
çocuguydu. Onda gördüklerime imrendigimi hatırlıyorum. O zamanlar biz anne ve
babamıza, simdiki çocuklar gibi: “Bana sunu al, bana bunu al” diyemezdik. Ayrıca
diyebilsek bile, bunlar Tire’de bulunabilen seyler degildi. O yıllarda agabeyim Bayındır’da
bir dükkân açmıstı. Onun dükkânının alt tarafında kullanılmıs esya satan dellâl pazarı
vardı. Agabeyim bir gün oradan alısveris edip, kendine Bayram Hoca’nın terekesinden bir
çuval kitap alırken, bana da daha giyilmemis bir potin ve okula giderken yemegimi
götürmem için bir sefertası almıs. Ben aksam üzeri okuldan dönünce agabeyim, “Lütfi, gel
bakayım buraya” diye beni çagırdı. Yanına gittigimde ne göreyim? Çocugun elinde
gördügümün aynısı bir sefertası ve bir potin... Birden sasırdım. Çünkü, içimden
geçirdiklerimi kimseye söylememistim. Agabeyim, ayakkabıyı giymemi söyledi. Giydim. Tam
bana göreydi ve ısmarlama gibi ayagıma uydu.
Ben kimseye özendigimi söylemedigime göre, agabeyime bunları aldıran kimdi?
O’nu basından böyle bir olay geçmemis olanlar nasıl bilecektir? Nefsini bilen Rabbini bilir
prensibinden yola çıkıp, ?Rabbin kim? sorusuna: “Beni terbiye eden” cevabını vererek...
Bu cevabın ne demek oldugu, ileride, insan bahsinde çok genis bir sekilde açıklanacaktır.
Burada sadece bir ön fikir verebilmek için anlatılmıstır. Çünkü, Allah’ı bilmek; O’nun içinde
yasamaktır. Bu da ancak Allah’ın, o kisiye o mertebeyi bahsetmesiyle mümkün olabilir ki,
buna tasavvuf dilinde: “Hakikate ermek” denir. Hakikate erip, O’nu bilen de Allah’ı
göremez, ama her gördügü yüzün O’nun yüzü oldugunu idrak edecegi için: “ Nereye
dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır ” <2-115> âyeti o kiside tahakkuk etmis olur.
"Allah: hayr-ı mahz; hüsn-ü mutlak; isiten, gören, bilen; dogmayan ve dogurmayan;
evveli, sonrası olmayan; öldürüp, dirilten; azameti sonsuz; herseye kâdir ve âdil;
merhametli ve affedici; sevginin kaynagı, çok seven ve çok kıskanan; tüm mertebeleri,
sıfât ve esmayı kendinde toplayan; ânda olan; her yerde hazır, nazır ve her seyden
münezzeh; yegâne Ben olan; gerçek mühendis ve en büyük hayrülmâkiriyndir".
Allah’ı, sadece bu vasıflarıyla anmanın yetersizligi ortadadır. Tüm vasıflarını sıralamaya
kalkmak ciltler dolusu yazı yazmayı gerektirecegi için, burada sadece bir fikir verebilme
söz konusudur

23 Mayıs 2012 Çarşamba

6 Mayıs 2012 Pazar

1.Kadınlar neden şeytani varlıklardır?




1.Kadınlar neden şeytani varlıklar olarak düşünülür?
Göze görünen odur ki bir Kadın bir erkeğin bedenindeki zerreden en büyük çığlığı atmaya yönelik bir tasarıyla yaratılmıştır. Demek ki Erkek denen varlık Kudretle kuşatılmıştır Kadın üstünde, onun bedeninin zerresinden kopan çığlığın uğrunadır ki nice Kadın her tür cefasına katlanır çocuklarının, babadan daha büyük görkeme sahiptir annelik evlatlar üzerinde, o büyük bağın yaratıcısının sahibi erkektir. Erkeğin bağları kurmada kudreti sadece bedeninin kendiliğinden ürettiği bir sıvı şeklinde kaldığından yani erkek kendine yüklenen vasfa sahip çıkmadığından mıdır bilinmez Rab Mesih olanı erkek eli değmeyen Kadından yaratmıştır, ama Erkek bundan da alınmaz değil mi? Şimdi Kadın denen varlık eğer sağlıklı bir Akıla sahip olsaydı zerresinden attığı çığlığı hesap eder Erkeğe yanlış yapmanın cezasını da kafasında ölçer biçerdi, o kadar şeytanlığa basan kafa buna neden basmaz acaba ve Erkek olan Varlık da kendine bahşedilen bu Kudreti Kadın üzerinde hakimiyet olarak algılar ancak onu yüceltecek inceliklerle onun kalbinde taht kurardı değil mi? Kadın aşık bir kalbe sahip olduğunda ancak o zaman şeytani yanı onda büyük bir zekaya ve Rahman olanın bilgeliğini almaya yöneltir. Çünkü İnsan denen varlık Şeytanı alt etme kabiliyetindedir ve Kadın eğer yüreğinde Rabbe karşı sorumluluk taşıyan bir nitelik taşırsa Şeytanı alt eder o zaman Rabbin bilgisine açılır yüreği ve bu durumun açığa çıkabilmesinin tek koşulu Kadının aşık bir kalbe sahip olmasıdır. Peki yaşadığımız hayatta kaç kadın aşık bir kalbe sahiptir? Hemen hiç bir kadın aşka inanmaz. Genç yaşta olanlar bile bu konuda ailelerinden çok büyük yönlendirme ve inançsızlık yaratılarak toplum içine salınırlar. Erkekler de kadınlar üzerinde istediklerini yapabilen ancak erkeğe bir şey olmaz zihniyetinde gayet rahat bir pozisyonda Kral gibi salınırlar. Sorumluluklar insanlar tarafından bu şekilde belirlenmiştir. Allah ın insana yüklediği misyonlar ile insanların birbirlerine yüklediği misyonun birbiriyle hiç bir ilgisi yoktur. Bugün en büyük din ailmleri aşkın önünde en büyük engel olarak durmaktadırlar. Kadın inançlı olan bir erkeğe, namusuyla hayatı boyunca kölelik yapabileceği karakterde olana teslim edilir. Baba evinde oranın kurallarında sonra koca evinde oranın kurallarında her tür çirkin anlayışla mücadeleye mahkum edilmiştir. Erkek nefsi uyandığında ona el sürüp sonra arkasını dönüp uyumak, onun karnına sıpayı koyup, sırtına sopayı vurup, her tür çirkin yaklaşımına boyun eğmesini ve itaatini beklediği birisine eş demektedir bence de güzel bir eşleşme olmuş. Sonra o kadınlar en büyük dedikoducu olurlar, bir dedikoduyla eşdeğer zina sayısı 60 sanırım. Yani kadın dedikodu değil de her bir dedikodusu için 60 zinayı tercih edebilir ama namus diye düşünerek bunu yapamaz. İnsan zina yapabilmek için yine aşkı ve ya tutkuyu tercih ettiğinden yapacaktır değil mi? Zordur kolay kolay her kadının yapabileceği bir şey değildir bence asla yapılmamalıdır ama ben bu sözü söylerken aşka karşı durduğum için söylemem aşk varsa her yol mübah derim ama bir insanın diğer insanın arkasından onu incitecek bir şey yapmasını doğru bulmadığımdan derim ki çooookkkkk büyük bir hata ama Allah katında dedikodu daha çooooooooooooookkkkkkkkkkkkkk büyük bir hata. Peki bunun sebebi nedir? Şehvet içinde bir erkeğin kollarında olmanın günahı bir insanın arkasından konuşup gülüşmekten daha az günah :) ...Ama bir kadın o kadar çirkin bir yaşamda mutlaka dertleşmek zorunda kalır, kadınlar konuşmalı içindekini atabilmelidir, yoksa çatlar. Mutlaka paylaşabilmelidir ama eşiyle olmuyor. Kendi benliğini bulmasına bile izin verilmemiş ki onun şeytanlaşmasından daha doğal ne olabilir zerre kadar bilinç yok. Kuranı arapça hatim eder ama anlamlarına hiç bakmaz eğer okusaydı orada başka bir insanın özel yaşamı hakkında bile soru sorulmaması gerektiğini bilirdi. Ancak sadece ortalama bir insanla konuşun yedi ceddinizi öğrenip deşifre etmek için bir sürü soru sıralar ve ancak o zaman kendini sana yakın hisseder ve senin hakkında fikir sahibi olur, sonra da gidip başkalarına sırlarını bile anlatır. Alay eder, yüzüne gülüp arkandan iş çevirir. Ve bu insanlar dindardır çoğunlukla. Ben bir deliden bile öğrenirken onlar kocalarından bile öğrenemez. Kadın en çirkin yırtık olduğunda görünür. Yırtık bir kadın kadar itici bir varlık olmadığını düşünüyorum ancak toplum içinde yırtık olmak çok övülür başka türlü diğer insanlarla baş etmek imkansızdır çünkü. Çünkü Erkek denen varlık kendine bahşedilen Kudretinin idrakında değildir. Eğer bilseydi bir bakışıyla bir kadını titretir, bir sözüyle yaşamının merkezinde tutar ya da cehennemlik yapardı. Kudret hayvani bedenin gücüyle sınırlanmış durumdadır kimi cinsel olarak kimi de ilave yumruklarını kullanmakta sakınca görmemektedir. Kuran eşini aldatan Kadın için bile böyle bir zulme izin vermemiştir günümüzde öldürmek namusunu temizlemektir. Peki namus nedir? Namus bacak arasında değildir. Yaşamda benim bildiğin tek namus kavramı vardır o sözü de babamdan öğrendim '' ne yaparsan yap annene sövdürme '' derdi. Şimdi o.çocuğu denmeyen insan yok gibi günüzümüz dünyasında :)..Türk milleti 2 şey için kavga eder kesin ve garantilidir, birisi annesine küfür ikincisi de gay manasında söz edersen. Özünde hala aşk olduğunun ispatıdır bu büyük tepkili duruşu ama işte hiç kimse ona aşkı öğretmemiştir ve o gözünün önündeki dünyadan daha derin bir Ruhani aleme girememektedir bu sebepledir ki kendi içindeki potansiyeli açığa çıkaramamaktadır, annesi dedikodudan şeytanlaşmış bir varlıktır artık, sanıyor musun ki dedikodu yapan bir insan Rahmani nitelikler taşısın? Asla taşıyamaz Allah sadece ve sadece doğru olanı yapan ve daima ne olursa olsun yapmaya gayret edenleri Nuru ile ışıldatır, diğer insanlar sadece şeytani çakal akıllarını kullanırlar onların görme ve algılama kabiliyetleri hemen hiç olmadığından sadece karşılarındaki insana saldırarak, özeline dalarak, mesafeleri iyi niyet kurallarıyla çiğneyerek diğerlerinin yaşamını yönetirler. Kadın şeytanlaştığında gelecek neslin şansı olur mu? Erkek Kudretini kuşanmazsa Kadın aşık olabilir mi? Kadın aşık olmazsa insan koyun olmanın ötesinde bir varlık olur mu? Demek ki 3 şey şart; 1.Kadın yüreğinde aşk hissedecek ve bu aşk ile Allah a dayanacak ve ait olduğuna inandığı erkeğe layık bir görünümü kendine kazandıracak 2.Kadının yüreğinde aşk hissedebilmesinin koşulu da onun ait olduğu erkeğin Erkeğe yakışır bir toplumsal statü, ahlak gibi değerleri kendi yapısında koruyabilecek karakteri kendinde koruması. Şimdi düşündüğümüzde bir erkek patron kişi tüyü bitmemiş yetim hakkı yiyor. Ahlak olarak hak tanımıyor, yaptığı işin potansiyeline ahlak olarak düşük nitelikler katıyor, tutku yok, güç odaklı ona ait olan Kadının vay haline :)..Kadın düşün gününü gün etme derdinde, onun bunun parasını yiyip kendini ağırdan satıp karşısındaki erkekleri peşi sıra süründürüyor, nezaketi parası bol olana ona caka sattırana, bu kadının ait olduğu erkeğin vay haline :)...Kısacası her an yaptığımız her şeyin göründüğünü, niyetimizin bilindiğini tek bir an aklımızdan çıkarmadan daima kimseye söylemesek bile Yürekten niyetimizi temiz tutarak yol almak zorundayız bu hayatta, kadın erkek farketmez özdeki değer aşka layık olmaktır. Aşk da işe bu seni izleyen kudrettir sen ona itaat ederken aslında kendi özüne itaat edersin, yani kendi içinden sonsuzluğa uzanırsın ki işte o zaman görürsün Kudretini kendinin başka türlü hiç bir şansın yok. Fravunun akıbetini neden kimse anlamak istemiyor. Ki Fravun senden sonsuz ölçüde zeki bir adamdı. Artık koyuna çevrildik nerede Fravun gibi adamlar :) ama yok Mesihten alınmayan Fravundan alınır mı :) ...
Sevgi Tama

Göz diye gören göze derler!



Bilir misin tenden kurtulunca kulak da burun da göz olur!
Ariflerin vücudunun her kılı göz olur!
İki parmağını iki gözünün üstüne koy, bir şey görebilir misin?
İnsan gözden ibarettir. Göz diye gören göze derler.
Kahrına da aşığım, lütfuna da şaşılacak şey ki, ben bu iki zıdda gönül vermişim.
Zira ortalık karanlıktır, her tarafta pamuk dolu. Pamuk arasında kıvılcım nasıl durur?
Zalim onlardır ki gözlerini kapamışlar, söyledikleri sözlerle bütün âlemi yakmışlardır.
Bir söz, bir âlemi yıkar, ölmüş tilkileri aslan eder.
Canlar aslen İsâ nefeslidir; bir anda yara, bir anda merhem olurlar.
Canlardan perde kalkaydı; her canın sözü, Mesih'i’ sözü gibi tesir ederdi.

( ''En büyük çığlığımın sahibi en küçük olanla simgeli, En büyük tutkum olan da en küçük olanın sahibi''...Mesih' i sözü gibi olmuş mu sizce? :) bu sözün yaratıcısı ben ama en küçük olan spermden en büyük çığlığı attırmayı tasarlayan ben değil ve onu Meryem Ananın rahminde yoktan var eden de ben değil...ama bu sözü yaratmamın sebebi de aşkım ve tutkumdan başka bir şey değil ve bu sözün bendeki manası 3 :) Mesih gibi üçleme yaptım iyi mi :)

Mevlana dan alıntılar...ve eklemeler...


Sevgi Tama

KAHPELİK



İnsan oyunlarında en tiksindiğin KAHPELİK terimiyle tabir edilendir. Kişinin arkasından oyun oynamak tabiriyle ilk defa üniversitede bilinç düzeyi ortalama olan bir arkadaşım aracılığı ile tanıştım. Ben insanların yalana baş vurmalarını bile cehalet olarak görüyor ve anlayamıyordum çünkü ben yalanı anladığımdan benim anladığım bir şeyi yapan insan bunu yaparken acaba bana birşey mi anlatmaya çalışıyor diyerek onun çok zeki olduğundan böyle bir şey yaptığını düşünüyor nerede yanlış yaptım diye düşünüyor saatlerce kafa yoruyor ama cevabını bulamıyordum ancak bir insanın hep yüzüne güldüğü arkadaşının arkasından plan ve programlar yapıp ona sahte tavır sergileyip onun onurunu incitecek yaklaşımda bulunmasını dehşetle karşıladım ve bunu da anlamaya çalıştım. Bu oyunlara davet edilip katılmadığım için onların bana oynadığı oyunlara maruz kaldım ve onların yüzünden mert ve sözü özü bir içi dışı bir olmak zorunda kaldım, yaşamın benim incelikli düşünme sistemime ve kendi içimde olan nezaketimle yaklaşımıma en büyük darbeye uğramıştım ve bunu aşmak adına bir çok girişimlerde bulunup bu mertlik gibi safsatalarla uğraşmak istemedim, gerektiği kadar kaçtım insanlardan uzak durdum gerektiği kadar savaştım, kimi zaman büyük paralar kimi zaman hayallerimi bıraktım ardımda gidebileceğim her yolu arşınladım ama şu Kahpeliğin Elinden kurtulamadım. Yaşam öğrenmek adına sorduğun her soruya yanıt veren büyük kozmik bilgi hazinesidir şimdilerde Kahpeliğin en güzel tanımını yapabilecek bilgilerle doluyum ama bazı çeşit var ki bilgisizliktendir, bazısı vardır ki karşındanki insana muhtaç olduğundan ona tutunma yaklaşımındır, bazısı var ki sana emanet edilene olan ihanetindir, bazısı var ki korkularından acizliğindendir, ama benim içimi en çok acıtanı aynı ortamda nefes almak zorunda olandan gelenidir. O her gün yüzüne baktığından olan sinsiliği aşabilmenin tek yolu gidebilmektir. Mezarların yangını ölüleri canlandırır mı yok mu eder? Mezardaki ölü bir beden yansa ne yanmasa ne değil mi? İşte Kahpeliği kendi içinde taşıyan hakiki ölü mürşittir ki yansa bile dile gelemez kendini göremez peki sevgi dolu sözler o ölü bedene okunsa dile gelir mi? Hiç bir ölü sevgi ya da nefretle dirilemez yanlızca Allah ın vaadidir ki zamanı geldiğinde ölüler dirilecektir işte o yüzden Kahpeliğe maruz kalanlara tesellim o dur ki Sevgi sonsuzluğun enerjisiyle kaynaşmalı bilirim bu uğurda hiç kimse ayırd edilmeden kendini sevdiğin gibi sevilmeli bilirim bunu sürekli sekteye uğratan sırt vurgunlarının körlükleri yüreğini dağlayan tehditleri içindeki bu sevgiyi dağlamakta bilirim ama sen yine de o körlüğün boyutunu anlamaya yüreğinde bir parça merhamet duymaya gayret elbet ulaştırılacaksın varılması gereken yere bir gün ama sen onlar yüzünden Sevgini satma yüreğini nefretle dağlama, yaşamın her zorluğunda sana açılan bilgelik kapısı vardır sen sadece o kapıyı bulmaya çalış bulamadığında da göz yaşlarınla Rabbine sığın şu dünyada herkes Kahpelik yapabilir ama gözyaşlarına Rabbinin merhameti daima açıktır sen sadece yüreğinden sevgini kovma...
Sevgi Tama

4 Mayıs 2012 Cuma

Neye inanırsanız onu yaşarsınız..


Neye inanırsanız onu yaşarsınız?
Hayatta iki büyük zehir olduğunu gördüm bunlardan en ölümcülü inançtır ikincisi de şüphe. Yaşamdaki duruşumda Allah ın bir lütfu olarak bu iki ölümcül iksirden içmeden bugünlere gelmeyi başardım. O sebepledir ki İman ettiğime İman ettim. Sıradan ortalama bir insanın bu yaşam oyununda Egoist oluşunda temelleri atarken ki eksikliği mevcuttur. Ego kişiyi bir noktada sabitleyen benliğini inşa etmesinde kullandığı bilgi birikimidir. Egoistlik ise bu yapıyı bir güç merkezine dönüştürme ve diğerlerini geçme ya da altetmede kullandığı silahtır bunun gücü de kişinin mevkine bağlı olarak değişecektir. Ortalama bir insan yaşama başladığında inanç sillesinden bir ya da birden fazla bilgiyi alır ve bunun üstünde düşünmez ise ya da karşısına çıkan bu durumu es geçerse tekrar karşısına çıkar ve yine kendinde bir merak uyandırmazsa sıradanlaşır bilinçaltı onu gerçeklik gibi algılamaya başlar ve zamanla tüm yaşam deneyimlerinde gelişir büyür ve iman noktasında bir realiteye dönüşür. Ya da bu kadar büyük uğraşlara da gerek kalmaz hemen duyduğu şeye inanır ve inandığı şeyleri yaşamaya başlar. Işte ortalama bir insanın yaşamı, oluşturduğu ya da oluşturup oluturmayacağı tercihine sunulan bir savaş alanıdır ki kişiler bu tür şeylerle meşkul olmak istemezler, çünkü yaşam sadece gözle gördüğü ve bedenini rahat ettireceği bir atmosferdir, asla yaşamın tesadüflere yer olmayan mükemmel bir yapı olduğunu düşünmediğinden hiç bir şey hakkında düşünmesine gerek yoktur karşısına çıkan şeyleri acaba kendi yanlış düşünme sistemimden yaratıyor olabilir miyim diye de sorgulamaz, kurbanlık koyun gibi doğar ibadet yapar ve ölümü bekler. Yaşam büyük engin bir gizem okyanusu ve sorularınızı yanıtlayan bir deneyim alanıdır. Ve kesinlikle gerçekliği algılayabilmek mucizevi nitelikler gerektirir ki gerçekliği algılamadan yanlış inançlarla yola çıkmak İman edinilen hakikatin gerçeklikle hiç bir ilgisi olmayan bir noktaya getirir insanı. Bu pamuk ipliği kadar ince bir düzlemdir ve insan iradesine sunulmuştur. Yaşamda çok büyük sırları gizemleri keşfetmek mümkün olduğu halde tamamen bedensel bir fıtratla yaşamak da mümkündür bu çeşitliliğin bambaşka bir boyutta olması gerekirdi ancak değil işte en özdeki sebep inanç faktörüdür. Inanç dendiğinde sadece Allah inancı olarak düşünmemek gerekir aklı başında her insan bir Yaratıcı olduğunu idrak eder ancak Yaratıcının izini sürerken ilave ettiğiniz her şey size dışardan sunulan bilgilerdir ve sizler bu bilgileri duyduğunuz ağızdan kabul edip kendi üzerinize sorumluluk almazsanız fıtratınızda bozulma meydana gelir. Yani gerçeklik boyutu zerre kadar hatayı kabul etmez mutlaka hata yaparsınız ama sonra hatanızı anlarsınız size bu öğretilir ancak başlı başına yanlış inançlarla yola çıkarsanız hangi hatanızdan öğreneceksiniz? Yaşamınız öyle bir şekillenir ki ne kendinize ne de diğerlerine inancınız kalmaz. Nihayetinde yaşadığımız hayat bu yüzden kimsenin kimseye itimat etmediği bir yere dönüşmüştür. Kendi içindeki gerçekliğe şüphe etmek ya bilinçten kaynaklanan sorgulamadır ya da ahir zamanda sorgulamadır. Neyi ne kadar doğru yaptığının ölçüsünde insanlar körleştirilme noktasındadır. Çok basit bir örnek bir daha şunu yapmıycam deyip sonra yine yaptığınıza tanık oldunuz mu? Kurban kesip eti dolaba dolduran komşusuna kaburga kemiğini göndereni gördünüz mü? Sizde korku yaratan bir hatayı insanların çok kolay yaptığını gördünüz mü ihanet gibi, yalan gibi, sırtından vurmak gibi ve sayısız örnek. Neden o insan bunu yapıyor ve sen tanık oluyorsun diye düşünüp kendinize bir paye çıkardınız mı yoksa o da salak ve kötü olan diğer bir insandı ve siz de iyi ve melek olan bir insandınız ve öylesine karşılaştınız diye düşünüp arkanızı dönüp gittiniz mi? Sizi korkutmak gayesi taşımıyorum ama ister inanın ister inanmayın yaşamda tanık olduklarımızdan sorumluyuz ve tanık olduğumuz ve deneyimlediğimiz her şeyden kendimize en güzel öğretileri çıkarmamız için bize sunulan bir fırsattır yaşam aksi düşünülürse Allah sevgi duyulan değil dehşet saçan olarak algılanırdı ki yarattıklarına baktığımızda onun Güzelliği ve Mükemmelliği ifade eden
Yaratıcı olarak görürüz. Öyleyse ilk kural objektif olmak ve soru sormak karşılaştığımız durumla ilgili, ve bir şeyi inanç olarak algımızdan içeri almadan önce üzerinde 100 lerce kere düşünmek tekrar tekrar başka açılardan bakabilmek bir bilimadamı gibi ve her defasında hep aynı duruma önyargısız bakabilmek yani bence özet olarak yaşamda hep gözlemci kalabilmek için hep büyümeyen çocuk kalmak gerekiyor. Inançlar insanı büyütür ve şekle sokar, şekil puttur ve her kalıba uymaz bir yerlerde birileri itaat eder sonra göçer gider ama Allah ın kudretini keşfetmek onun sevgisine ve merhametine sığınıp, hata yapmaktan korkarak ince eleyip sık dokumak ve her geçen gün kendini daha çok sevmek, ona layık olmak için elinden gelen herşeyi yapmak onun da senin üzerinde İmanını oluşturup seni kuşatan o Yüce gerçekliğe hayranlık duymak bence yaşamda çıkılması gereken en güzel yolculuk ve asla yarı yolda bırakılmazsınız, şu dünyada El verdiğin tüm insanlar ihanet eder ama ihanet etmediğin Allah o uzanan Eli asla boş çevirmez siz bu gerçekliği keşfetmeden birilerinin inancına yüreğinizi açıyor sonra o uğurda yaşıyor, ölüyor ya da öldürüyorsunuz. Kaç kadın bekaretini kaybetti diye ailesi tarafından öldürüldü? Kaç kadın namus diye kocası tarafından öldürüldü? Kaç çocuk dayak cennetten çıkma diye inleye inleye büyütüldü? Kaç insan insan çiğ süt emmiş her şey beklenir diye diğer insana kötü gözle baktı? Kaç dindar kız başı açık diğerinden kendini üstün görüp hasüt bakışlar fırlattı? Kaç insan canlı bomba oldu? Kaç insan var korku bilmeyen? Kaç insan kocasına itaatte asırlardır kusur etmedi de aşk diye bir şeyi hissetmeden yaşayıp göçtü? Kaç çocuk parayla satıldı? Kaç insan bu kadar yanlışa göz yumdu? Tüm Hristiyanlar cehenneme gidecek dendiğinde kaç kişi üzüldü de ağzının salyaları aka aka sevinmedi? Kaç kişi gözüne ilişen yanlışa müdahale etti? Kaç kişi başına gelenlerin Allah tan olduğuna iman etti de sağa sola beddua etmeden yürüdü? Yaşamdan öğrenebilmek için kurallar vardır bunlardan ilki ve temeli bu öğrenmeye olan objektif yaklaşımdır. Inanç oluşturmadan önyargısız irdeleyen bakışları öğrenmeli ilk olarak insan ikinci olarak emin olmalı ki kendinden dışarı bir düşünce beklenti niyet gibi enerji yansıtmıyor. Sadece o an orada tamamen bomboş bir fıtratta bulunduğundan emin olmalı, evden çıkarken ya da onun öncesinde oluşturduğun bir beklentiyle de karşılaşmış olabilirsin inceliğin derinliğini anlıyor musun İnsan, çünkü neye yönelirsen onu yaşarsın, bilimadamı olmak budur işte gizem oyununda :) ama bu yolun yolcuları tüm kainatın yaratılışı ile ilgili ileri geri konuşmazlar ilk öğrendikleri şey haddini bilmek olur zamanla da haddini bildirmeyi öğrenir...
Sevgi Tama

bilmek ya da bilmemek bütün mesele bu..



14-) Bedevîler (kabileler - aşiretler hâlinde şartlanmalarla cahilce yaşayanlar): "İman ettik" dediler... De ki: "İman etmediniz! Fakat `müslüman olduk` deyin! İman henüz bilincinizde açıklık kazanıp yerleşmemiştir! Eğer itaat ederseniz Allâh`a ve Rasûlüne, (Allâh) çalışmalarınızdan hiçbir şey eksiltmez... Muhakkak ki Allâh Ğafûr`dur, Rahıym`dir."
Hucurat Suresi
Burada çok net anlatıldığı üzere, insanların şartlanmalar halinde bir arada yaşamaları iman etmiş olmadıklarının ispatıdır. Her kim bildiklerini içinde yaşadığı insanların ona gösterdiği yolda görüp algılıyor ve buna uygun yaşıyorsa bu o kişiyi müslüman yapıyor ama iman sahibi yapmıyor çünkü iman kesinlikle Allah ile kişinin kendine olan samimiyeti ve keşfe çıkması ile algılanan bir gerçekliktir onun dışında olan öğrenim kişiyi belli bir kalıp içinde iyi niyetli ancak algıları açılmamış olarak yaşamaya mahkum eden diğer surelerde ölü olarak nitelendirilen insan şeklidir. İşte bu ölü olan yani imanını kazanamamış olan kişilerin namazı ya da ibadetleri olsa dahi o kişilerin sayısız yanlışına her an tanık olursunuz. Ancak yine de Allah içinde bulunduğunuz koşulları ve fıtratınızdaki dirençsizlikleri bildiğinden sizlerin yaptığınız çalışmaları kabul ettiğini söylüyor buradan anlayabileceğimiz üzere bilinçleri, özgürlükleri nispetinde bizim üzerimize geçmiş olan diğer dini yaşayan ülkeler bizim bu bilinçsizliğimiz karşısında menfaatçi bir tutumla bizi daha da uyutarak yok etme çabalarına girmeleri Allah nezdinde merhamet gören insanların İnsanlar nezdinde merhamet görmemesi gibi bir açılıma tezahür etmektedir çünkü kanaatim o dur ki diğer milletler de imanı yeterinde kazanmadıklarından anlayışına varamadıklarından akışa yön verme şekillerinde birilerini yok etmekte sakınca görmemektedirler. Eğer bilinç sahibi toplumlar olduklarını iddia ediyorlarsa neden kendi kabuğunda bu kadar yanlış yaşamayı seçmiş toplumları aydınlatıcı bir misyona girmiyorlar? Daha da önemlisi Atatürk ün tamamen bilince hizmet etmesini tasarladığı bu yapıyı yok etmeye yeltenenleri neden destekliyorlar, Türkiye nin bu cehalete açtığı savaşı daha da büyük cehalete taşınması için El veriyorlar? Ortaya çıkan sonuç çok net demek ki hiç bir dini öğreti hiç bir ırka hiç bir millete öğretmeye çabaladığı şeyi öğretmeyi başaramamıştır. İnsanların uğruna öldükleri bir Vatan kavramı benim topraklarımın misyonu haline dönüşmüş, zulümleri ve yaptırımlarıyla koyun gibi güdülenlerin memleki arap ülkeleri olmuş, nice büyük bilim çalışmalarına rağmen gelişmiş ülkeler ise yön verici misyonlarında kendi çıkarlarını düşünmüş, manzara detaylandırılabilir ama hakikat değişmez o da tüm dünyanın uykuda olduğu ve ölü olduğu gerçeği...
İyilik çok genel bir kavram, iyi niyet sinsi bir yılan, ama Ey akıl sahibi binlerce yoldan başvurduğun bu yolda bilsemki hakikat yolcususun ne büyük coşku olurdu benliğimde, yanlızlığı değil aşkı yaşardım en derinde...ama kim bilir değil mi??Masum koyunlara yem olacak ot değilim, vahşi aslanlara yem olacak olan hiç değilim, ne yere sığarım ne göğe benliğimi aşarım aşka yöneldiğim ölçüde, gördüğüm can yakan cehalet her zerrede, acı veren ve dahası kör bakan gözlerle çevrili her karesinde, yardım etmekle tiksinmek arasında debelenirken bakıyorum ki en sevdiklerim karalanmakta dillerde, hak yeme insan sen aslansan ben...
Sevgi Tama